Akıllı Şehirler | Ayse Oren
15850
post-template-default,single,single-post,postid-15850,single-format-standard,ajax_fade,page_not_loaded,,paspartu_enabled,columns-3,qode-theme-ver-9.1.2,wpb-js-composer js-comp-ver-4.11.2,vc_responsive
 

Akıllı Şehirler

23 Ağu Akıllı Şehirler

İnsanlık tarih boyunca uygarlık fikrinden etkilenmiş, Atlantis ,Mu, El Dorado gibi kayıp şehir efsaneleri yaratmış. Mimari ve yapılaşmada ilk önce göbekli tepe ve piramitlerde gördüğümüz üzere ölümü ve inancı yüceltmiş, zamanla insanı ve konutları merkeze alıp, mezarlıkları şehrin dışına taşıyarak yaşamı övmüştür. Şimdi yapay zeka, transhumanism, nesnelerin interneti, büyük veriye doğru ilerlerken yaşam tarzımız ve şehirlerimiz nasıl şekillenecek?

1950’ lerde bir tek New York ve Tokyo mega kentken bugün 20’den fazla mega kent var ve önümüzdeki 100 yıl içinde bu sayı hızla artacak. bunun içinde kimseyi eleştiremeyiz. Şehir ışıklarının da büyüsü es geçilemez. Bugün şehirleşmenin nasıl insan doğasıyla uyumlu hale getireceğimize odaklanacağım.

Teknolojilerin gelişmesiyle dijital çağdan hızla uzay çağına ilerlerken, yeni mimari yaklaşımlar, ve yaratıcılığın kapıları açılacak beraberinde bir çok açılım sağlayacaktır.

Endüstri devrimi başladığında doğada herhangi bir deformasyon olmadığından, doğanın bir gün küsebileceğini düşünülmemiştir. Bugün böyle bir lüksümüz kalmadı. Bu yüzden yeni gelen devrimi arkada bıraktığımız hasarı düzeltmek ve dengelemek ve daha iyiye gitmek için kurgulayacağız.

2025ler civarı bir teknoloji devrimine ilerlerken doğamızı ve dünyamızı korumak için bu devrim yanında ikiz kardeşiyle doğmak zorunda işte o da ekolojik devrim.
Bunu yaparken açık görüşlü, yaratıcı insanlara ihtiyacımız var, Mimar Sinan(kuş yuvaları) gibi Frank Lloyd Wright(şelale ev) gibi. ve insanlığın gelişimi için bilgi aktarımında bonkör davranırsak, doğayla tam uyumlu şehirler yaratmak yakın bir hayal olur.

GİRİŞ

Homo sapiens evriminde tamamen farklı bir yöne kırılım yapma hedefi söz konusu ise bu sadece maddi gereksinimlerimize değil, duyularımıza da hitap edecek tasarımlar, kentler, uygarlıklar geliştirerek olabilir.
insanlığın esenliği, kendi evrimsel sürecinde zihinsel ve sosyal sürecini destekleyecek ortamların yaratılmasındadır.
İnsan doğayla derin bir bağ içerisindedir ve bunu atalarımızın psikolojimizde bıraktığı derin izlerden anlıyoruz. ve mimari öz anlamıyla bina inşa etmek ve açıklık geçmekten çok daha fazlasıdır.
O insanın soyut ihtiyaçlarını da göz önüne alır.

Bizler, monoton hayatımızın içinden; güneşin batışını, ayın evrelerini, med-ceziri bile inceleyerek doğaya hayran kalıyoruz. Doğayla olan etkileşimimiz ve bağlarımız hayatı anlamlandırmamız bakımından çok önemlidir. Anima Mundi ile, evrenin de bir ruhu olduğuna inanıyor, kendimizi doğa ve olaylarıyla bütünleştiriyoruz.

Bizler aslında mekana duygusal tepkiler veriyoruz. ve insan mekanı fiziksel destek ihtiyacından yaratmıştır ve mekan, duygusal destekte olabilir. (Le corbusier- Maslow)

Transhumanism

Kişinin kendini bulunduğu ortama ait hissetmesi, bu noktada trans-humanism giriyor, çünkü burada yaşayacağı ortam (şehir ev ofis) aslında onun içinde rahat ettiği bir elbise gibi olmalı yani varlığını hissettirmeden sıkmadan gereksinimlerini karşılamalı.

Nasıl insanlar arabalarıyla bütünleşiyor ve araba artık vücudun bir dış uzantısı gibi işlev görüyorsa, mimariyle de artık böyle bir bütünleşme sağlanarak, aidiyet duygusu yaratmak mümkün olabilir.
Oluşturacağımız yeni şehirler, doğa gibi sizi sarıp sarmalayıp ihtiyaçlarınızı karşılayacak, sizinle ilgili bilgileri toplayıp size özelleştirecek ve hatta bu bilgileri yorumlayıp size uygun hale getirecek. Artık geleceği referans alma vakti.

Akıllı şehirlerin gelişmesinde bütün bu yukarıda saydıklarımın gerçekleşmesi için sensor teknolojisini önemsiyorum. Sensör ‘sens’ yani hissetmek kelimesinden almıştır. duyu organı gibi işleyecek bir sistemdir dolayısıyla Sensör ve mimari ilişkisi geliştikçe ‘sens’ eden yani duyuları olan yapılar ortaya çıkacak deneyim tasarımında sınırsız olanaklar yaratıp şu an hayal bile edemeyeceğimiz mekânsal, Mimarisel, sosyolojik bazı durumlar karşımıza çıkabilir.

Şehir tanımını ve toplumsal yapıyı tekrar ele aldığımızda. teknolojiyi insanı insandan uzaklaştırma değil yakınlaştırma noktasında kullanılmasını önemsiyorum.

ŞEHİR

Bence gerçek insan evrimi yeni başlıyor. bu dünya da yaşamayı daha yeni öğrenme başlıyoruz.

Akıllı şehirlerde kendi içinde gelişimini tamamlıyor her atılan adım ötekine referans oluyor.

Kopenhag 2025 te karbon salınımını sıfıra indirge yolunda ilerliyor,
Helsinki , Barcelona, Viyana, arkasından ilerlemekte. elektrikli ulaşım ve şarj istasyonları giderek çoğalıyor, güneş ve rüzgar enerjisi, öne çıkıyor.

Yeni teknolojiler doğaya yük olmadan olsa, kendi yaşam formlarımızı yaratmamıza imkan tanır.

Geleceğin şehirlerinden anlaşılması gereken, betonlaşma değil tam tersine doğayla bütünleşmedir. Onun kucaklayıcı kavrayıcı kapsayıcı yönlerini geliştirerek doğanın o müthiş omni zekasını takip edebiliriz.
Soyut düşünme insanın gelişmesiyle ortaya çıkan bir kavram
Şehir de aslında soyutlanmış bir orman.
Doğaya benzeme konusunda daha çok başlangıçta olduğumuzu düşünüyorum.
Doğa arkasında atık bırakmaz. Kirlilik yaratmaz, dolayısıyla doğayı gözlemek şart. gizli olan bilgiyi fark etmek için gözlemek lazım.
Doğada ses yok
Bugün bizim şehirlerimizi kötü yapan en önemli özellik ses – ama hangi ses uğultu sesi.. Bugünün şehirleri çok ses çıkarıyor, bugünün aletleri, bilgisayarları çok ses çıkarıyor.
Bir deniz kabuğunu havalandırma sistemini ele alınıp uygulansa bu engellenebilir. Geliştik ama hala çok yolumuz var.
spiral enerjisinin araştırılması lazım. hem soğutuyor hem rüzgar yaratıyor.
bu bilgi yapılarda da kullanılabilir, duvarlara boşluk bırakarak aslında enerji verimliliği artırabilir.

Kendi çöpünden artığından enerjisini üreten , atık suyunu temizleyen , sıfır enerji harcayan evler, mekanlar, şehirler
http://inhabitat.com/top-ten-green-architecture-projects-of-2008/

Bilgi çok önemli yetinmemek devamlı ilerlemek gerek.

BİTİŞ

Bugün kimse aslında özünde, bir beton yığının üstünde oturup yalnız kalmak istemiyor.
Evet şehir ışıkları Charlie Chaplin’in bile filmine konu olmuş büyülü bir kavram. Bir şehri gece uzaktan görmek, yıldızların dünya inmesi gibi bir izlenim, Arkadaşlarıyla iş sonrası bi şeyler yemek, sonrasında kültür sanat etkinlikleri katılmak ya da dans etmek, sosyalleşmemiz açısından oldukça muazzam bir öneri getirse de, gerçek bir türlü bu durumla örtüşmüyor, dolayısıyla teknolojiyi doğru kullanırsak bu oluşmuş aksaklığı giderme şansımız olabileceğine inandığım için, akıllı şehirler ve konunun üzerinde duruyorum. Her zaman faktör insan dolayısıyla, insanların çevre ve doğayla ilgili bilinçlenirse bu gerçekleşir.